Bir Başka Mesele

Bugün çok severek takip ettiğim Pelin Dilara Çolak’ın ilk podcastini dinliyordum (kendisini bana tavsiye eden arkadaşımın zevkini severim iyi ki hayatıma bu artıyı kattı 🙂 mümkünse bu yazının ilk tavsiyesi bu olsun bir girip dinleyin derim) ve beynimi parıl parıl parlatan o söz ile başladık “Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz” . İlk tepki olarak baya güldüm sonra hafiften bir rahatsızlık, içinde bulunduğumuz durumu düşünüp hüzün bastı. Kendi kendime düşünmeye başladım o meseleleri… Acaba nasıl başarabilir bir insan bunu.

Düşünmeden? Sorgulamadan? Hak, hukuk adalet aramadan?

İkinci şanslar, beşinci şanslar, onuncu şanslar verilirken susup kenarda oturarak mı ya da ensene vurulduğunda o bin bir emekle ağzına aldığın ekmeği “mesele değil ya alın sizin olsun” diyerek mi başarabilir.

Sizi hiç ama hiç tanımayan insanların bulunduğu bir topluma sırf haklarınız korumak için kendinizi anlatmaya çalışır mıydınız? Sakinliğinizi korumaya çalışırken, kafanızın içinde durmadan verdiğiniz kavgalar ile akışa güvenmeyi mi tercih ederdiniz ya da elinizden geleni ardınıza koymadan tüm gücünüzle savaşır mıydınız “o mesele için” .

Hayat kim bilir sizleri de hangi sınavlardan alnınızın akıyla çıkarıp hangi sınavlarda sınıfta bırakıyor… Kendi açımdan bazen şunu düşünüyorum “Sana bir şey anlatmaya çalışıyor hayat!!! Sen hala bunu çözemedin o nedenle seni sürekli aynı sınavın değişik versiyonlarıyla karşı karşıya bırakıyor”. Bu sefer ki sınavda çok zorlu fakat çok ama çok öğreticiydi. Öğrendiklerim ise şöyle ( kendime ve sizlere not olsun diye şuraya bırakıyorum 🙂 ) ;

  • Bir iş yerinde en ama en önemli olan şey ekiptir gerisi yalan. Sağlam karakter sahibi, ahlak değerleri yüksek, çalışkan insanlardan oluşan bir ekip ile çalıştığınızda bunu iliklerinize kadar hissedersiniz.
  • Bu sağlam ekiplerin ise en değerli olanı birbirine hiç benzemedikleri halde uyum yakalayabilen insanlardan oluşanıdır bence. Herkesin aynı fikre katıldığı bir ortamda uyum yakalamak oldukça kolaydır nitekim farklı fikirlerini ortaya koyarken çekince duymayan ve birbirine saygı duyarak ortak paydaya gelebilen kişilerin olduğu gruplar çok daha anlamlıdır. Çünkü böyle gruplarda gelişirsiniz, yaratıcılığınız artar, vizyonunuz genişler belki de en önemlisi konfor alanınızda kalmak yerine farklı deneyimlere ve hatta yeni bakış açılarına uyumlanır bazen de bu uyumu sağlayan kişi olmanın haklı gururunu yaşarsınız.
  • Ekip lideri olmak sonradan öğrenilebilecek bir şey kesinlikle değildir! Bir grubu, bir olayı, bir ekibi ve hatta ufacık bir etkinliği bile yönetme yetiniz yoksa istediğiniz kadar yönetim konusunda ders alın içinizde olmayan şey dışarı vuramayacak üzgünüm!
  • Kendini bilmek ve yapabileceklerinin yanında yapamayacaklarının da farkında olup bunu dürüstçe dile getirebilmek sizi daha aşağı çekmez (ama unutmayın bunun için gerçekten kendi kapasitenizin farkında olmanız lazım).
  • Sakin kalmak çok ama çok önemli (kendi açımdan çok zor başardığım fakat geliştirmek için elimden geleni yaptığım bir konu bknz. kendini bilmek 🙂 ). Aniden gelişen bir durumda sizi haklıyken haksız konumuna getirebilecek en ufak tartışmadan kaçınmak kendiniz için yapabileceğiniz en önemli şey.
  • Nerede pes edeceğini ve nerede sürece güveneceğini kestirmek ise en zor öğrendiğim şey oldu. Bununla ilgili söyleyebileceğim tek şey ise çalıştığınız yer gerçekten az da olsa kurumsallık namına bir değer barındırıyorsa sürece güvenin!!!
  • Çok fazla konuşan ve yüksek perdeden hareketleri bulunan, görebileceğiniz herkesle muhabbeti olup buldukları ilk fırsatta onların arkasından konuşan insanlar ile aranıza kesinlikle büyük bir mesafe koyun. Herkese saygı duymak farklı bir durumdur. Nabza göre şerbet verip herkesle arayı iyi tutmaya çalışmak ise kişinin oturmamış karakteriyle kendine her düzeyden yandaş arayışı içinde olmasıdır.
  • Size hiç tanımadığınız insanlar hakkında kötü söylemelerle gelen, sürekli erdem, ahlak, dürüstlük, adalet konularında nutuklar atıp aslında hiç bir zaman gerçekten sahip olmadığı o muhteşem, egolarından arınmış, mütevazı halleri ile içten içe karşısındaki herkesi küçük gören o ilahlardan (!) olabildiğince uzak durun ve hiç bir işinizi resmiyete (mail) dökmeden gerçekleştirmeyin! (Mail iş yaşamında her şeydir arkadaşlar, tek tutunacak dalınızdır!)
  • Çalışın ya sadece çalışın, elinizden gelenin en iyisini yapın ki rüzgar tersten estiğinde sizi yıkmak için kimsenin elinde tek bir argüman olmasın. İşini layığıyla yaptıktan sonra (bunları yaparken tabi olabildiğince kayıt altına almak önemliymiş onu da öğrendik 🙂 ), kazandığı parayı son kuruşuna kadar hak ettikten sonra, akşam yatağa başınızı koyarken içiniz rahat olduktan sonra dönen hiç bir dolap sonsuza kadar anlamsız, içi boş devinimini sürdüremez! Çok sevdiğim bir ata sözünün tam sırası; “Güneş balçıkla sıvanmaz” bilmem anlatabildim mi 😉 .
  • Siz siz olun kendi aklınızla kavrayamadığınız iç yüzünü bilmediğiniz hiç bir olayın tarafı olmayın. Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. İçinde olmadığınız bir durumu iki taraftan da dinleyip adil bir şekilde yaklaşamayacak kadar yandaşsanız en azından sessiz kalın. Çünkü bu hiç bir zaman sizin de bunun gibi bir sınava tabi olmayacağınız anlamına gelmez. Olur da haksızlığa uğradığınız bir anınız olursa durup ilk bunu düşünün derim “nerede kimi bilmeden yargıladım, kimi bilmeden ya da bilerek incittim”, belki o zaman sorunun kaynağını görmeye başlarsınız!

Hiç kimsenin zor sınavlardan geçmeyeceği güllük gülistanlık bir iş yaşamı yoktur diye düşünüyorum ama yine de herkes için gönül rahatlığıyla, huzurla çalışacağı bir iş ( ne kadar zor olduğunu biliyorum), en güzelinden ekip arkadaşları (canım ekibime selam olsun) diliyorum 🙂

Sevgiyle kalın…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s