Korona Günlükleri Vol.2h8

NETFLIX’in Hakkını Vermek

Aramızda kalsın ama bazı uygulamalara gerekli ya da gereksiz düşünmeden para vermeye bayılıyoruz. Mutlaka bizim o an baya bir ihtiyacımız(!) vardır ve hiç olmazsa gelecekte kullanırız ya da bir ara kullanırız ama kesinlikle kullanırız diye düşünerekten bu en önemli ihtiyacımızı bir şekilde karşılarız 🙂 . Benim için havaya para verdiğim ama bundan gocunmadığım uygulamaların başında kesinlikle Netflix geliyor 🙂 (geliyorrduuuu) diyebiliriz.

Karantina günleri sayesinde bir çoğunuz gibi Netflix’in hakkını verdim. Tam anlamıyla aklıma gelen ne varsa izlemeye koyuldum. Bütün o izlemeli listesine atılan filmleri tüketip, hep merak ettiğim orada burada bulup ayırdığım dizilere başladım (hatta bazılarını bitirdim 🙂 ), e tabii izlenecek çoğu güzel şeyi bitirdiğim için saçma sapan şeyler de izledim 🙂 .

Şimdi öyle her izlediğimi yazmayacağım doğal olarak benden soğumanızı istemem 😛 Sadece son zamanlarda izlediğim en güzel dizilerden biri olan ANNE with an E hakkında yazmak istiyorum biraz.

Netflix’in orijinal içeriklerinden biri olan bu tatlı mı tatlı diziyi gözüme kestireli baya oluyordu ancak izlemek için gerekli motivasyonu bulamıyordum kendimde. Karantina sürecinde takip ettiğim birkaç Instagram hesabında bunun paylaşılması ve hakkında olumlu yorumlar yapılması “Tam zamanı Cemre şimdi izlemeyeceksin de ne zaman izleyeceksin?” şimşekleri çaktırdı. Böylelikle gerçekten iyi ki izlemişim dediğim bir dizim daha oldu ❤

Lucy Maud Montgomery’nin 1908 tarihli “Anne of Green Gables” adlı romanında ilk kez yer alan bu sıra dışı yetim kızımız, o zamandan beri sayısız film ve televizyon yapımında yer aldı. Zamanla daha da çok sevilerek küresel boyutta bir hayran kitlesi kazandı. ABD-Kanada ortak yapımı olan ve Netflix’te yayınlanan bu dizi sadece 3 sezoncuk (ki bu benim gibi kendisine hayran olan insanlar için üzücü bir bilgi). Hatta dünya çapında hayranları 3. sezonda bitmesin diye baya mücadele vermiş biz konuya çok sonra dahil olduğumuz için kaçırmışız 🙂

Marilla Cuthbert ( Geraldine James ) ve Matthew Cuthbert ( R.H. Thomson ) hiç evlenmemiş, birbirlerine hep destek olan fakat yaşları ilerlemiş iki kardeştir. Yaşadıkları küçük kasabada hayatlarına bir can yoldaşı aynı zamanda da çiftlik işlerinde onlara yardım edebilecek bir oğlan çocuğu evlat edinmeye karar vermeleri ve yaşanan yanlış anlaşılmalar sonucu Anne‘in ( Amybeth McNulty ) evlerine gelmesiyle başlamıştır her şey. Daha ilk sahnede ne kadar farklı bir çocuk olduğunu anlayacağınız Anne’in geçmiş günlerine de zaman zaman dönerek hayat hikayesini bize gösteren ama her şeyden önemlisi yetim bir çocuk olarak yaşadığı zorlukları gölgede bırakan yaşama sevinci ve hayal gücünü vurgulayan bu dizi eminim sizi de çok etkileyecektir.

Bu Pollyanna gibi bir hikaye değil yanlış anlatmak istemem. Evet, Anne’in yaşama sevinci çok büyük fakat o kadar zeki (daha önce de dediğim gibi farklı) bir çocuk ki haksızlık ve benzeri durumlarda bir çocuktan her daim beklendiği gibi sessiz kalamıyor (hatta kızımız baya susmayı asla bilmeyen bir tip 🙂 ). Bu sayede dizinin en sevdiğim özelliklerinden biri olan kadın haklarından tutun feminizme, düşünce-düşünceyi ifade edebilme özgürlüğüne, sınıf eşitsizliğine, ırkçılığa ve hatta LGBT bireylere kadar değinebilen senaristlerini tebrik etmek istiyorum. İçi bomboş, saçmalıklarla, gösterişle, şiddetle, göz yaşıyla dolu dizilerden-filmlerden o kadar sıkılmış ve yorulmuştum ki bu dizi bana (özellikle bu dönemde) ilaç gibi geldi.

Dizi içindeki her karakter başlı başına çok etkileyiciydi bence. Bu şimdi niye var ki bu dizide diyebileceğim bir kişi bile yoktu (ki ben bunu çok yaparım, boş insan ve kalabalık yapan karakterleri sevmiyorum :p 🙂 ). Her bir karakter arkadaşlıklarıyla, komşuluklarıyla, dostlukları ve aile bağlarıyla o kadar güzel noktalara değiniyor ki iyisinin çok iyi öne çıkarıldığı ama kötüsünün de yadsımayıp kendi içinde kaynatıldığı bu kasabaya da galiba aşık oldum. Spoiler vermek hiç istemediğim için övmeyi burada sonlandırmam lazım sanırım 😀 .

Dizinin sevmediğim tek bir yanı vardı sadece (gerçi hala sevmiyorum) sonu gerçekten havada kaldı. Tam 4. bölümün gelmesine el verir şekilde bitti aslında (tabi o zaman 3. sezonun son sezon olduğunu bilmediğim için bu çok fazla etkilememişti beni) . Gelecek sezonu merakla bekleyecektim taaaa ki internette bunun son sezon olduğunu öğrenene kadar. İnşallah bir mucize olur da birileri 4. sezon için gerekli mercileri ikna eder :))) (derdime bak)

Şimdi kendinize bir iyilik yapın ve bu güzel mi güzel diziyi izleyin, pişman olmayacaksınız :))


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s